Dorian Gray’in Portresi, Oscar Wilde
Oscar Wilde ile tanışmama vesile olan Dorian Gray’in Portresi okurken size bir şeyler kattığını, sizi sorgulamaya ittiğini net bir şekilde
hissedebileceğiniz bir kitap. Olaylar çoğunlukla Dorian, Basil ve Lord Henry
adlı üç karakter arasında geçiyor. Oscar Wilde bu karakterleri “Olduğum kişi,
insanların olduğumu sandığı kişi ve olmak istediğim kişi” olarak tanımlıyor.
Birçoğu Lord Henry tarafından yapılan sanat, güzellik, zevk, yaşam, ruh,
yaşlanmak kavramlarına dair bir sürü analiz, tanım ve tespitler var. Tam bir
hedonizm yanlısı olan Lord Henry’nin her hareketin zevke hizmet etmesi
gerektiğini savunan düşüncelerini okurken çoğu zaman onu haksız buldum. Fakat
yine de bu düşüncelerin ilmek ilmek Dorian Gray’in yeni kişiliğini ördüğünü
görmek güzeldi. Wilde betimlemelerle çok güzel bir tat katmış eserine. Yalın
bir anlatıma sahip olmasının yanında karşılıklı konuşmalar oldukça derindi.
1891 yılında ilk basıldığında da ahlaksızlığı yücelttiği
gerekçesiyle büyük bir tepki çekmiş Dorian Gray’in Portresi. Sanırım Wilde da
bu tepkileri önceden düşünüp şöyle bir cevap vermiş giriş bölümünde: “Ahlaka
uygun olan ya da uygun olmayan bir kitap diye bir şey yoktur. Kitap ya iyi
yazılmıştır ya da kötü yazılmıştır. Hepsi bu.” Hazır giriş bölümünden
bahsetmişken beni çok etkilediğinden de bahsetmem gerekir. Wilde, yaklaşık bir buçuk
sayfada sanat ve sanatçı hakkındaki muazzam düşüncelerini aktarmış
bize. Her cümlenin altını çizme ve bir an önce asıl hikayeye geçme isteği uyandırdı
bende.
Oscar Wilde’ı araştırırken eşcinsel olduğunu ve ne yazık ki
bu yüzden hapsedildiğini öğrendim. Dorian Gray'in Portresi’ni okurken Basil adlı
karakterin de Dorian’a karşı eşcinsel bir yönelim içinde olduğunu fark
edebilirsiniz. Anlayacağınız özel hayatı ve yazdıklarıyla döneminde hep
toplumun ahlaki yapısını bozmakla suçlanan, yargılanan bir adam Oscar Wilde.
Bana göre “zamanının ötesinin beyni”ne sahip olduğu için ceza çeken insanlardan
biri. İşte bu yüzden yüzyıllar sonra bile söyledikleriyle insanları derinden
etkilemeyi başarıyor.
Bitirdiğimde aklımda şu sorularla baş başa kaldım: Biz de
Dorian gibi günahlarımızı, hatalarımızı, tecrübelerimizi kendi portremizde
görebilseydik yaşamımızı buna göre yönlendirip ders çıkarmaya mı çalışırdık?
Yoksa güzelliğimizin solup korkunçlaşmasındansa ruhumuzun korkunçlaşmasını mı
tercih ederdik? Belki de biz o portreye zaten sahibiz. Sadece kimimiz onu
“vicdan” diye adlandırıyor, kimimiz “Tanrı korkusu”.
ALTINI ÇİZDİKLERİM
"Sanatı göz önüne serip, sanatçıyı gizlemek sanatın amacıdır."
"Var olan her kusursuz şeyin ardında acılar gizliydi. En sıradan çiçeğin açması için dünyanın çile çekmesi gerekiyordu sanki..."
"Kişinin kendi kendini suçlaması doyum verici bir lükstür. Kendimizi suçladığımız zaman başka hiç kimsenin bizi suçlamaya hakkı yokmuş gibi gelir. Kişiyi günahtan arındıran itirafın kendisidir, yoksa günah çıkartan papaz değil."
"Ben birisinden çok fazla hoşlandım mı onun adını hiç kimseye söylemem. Onun kimliğinden bir parçayı başkasına teslim etmek gibi gelir bu bana. Gizli kapaklılığı sever oldum zamanla. Çağdaş yaşamı gözümüzde gizemli, büyülü kılabilecek tek şey bu gibi geliyor bana. Gizli tutarsan en sıradan şey bile tatlı, zevkli olabiliyor."
"İnsanoğlu kendini aşırı ciddiye alıyor. Dünyanın işlediği ilk günah budur. Mağara adamı gülmesini bilseydi tarih çok daha başka olurdu."
"Çoğu kişiler yaşamın düzyazısına aşırı yatırım yapmak yüzünden iflas ederler. Şiir yüzünden batmak bir onurdur..."
"Bir etki yarattınız mı bir düşman kazandınız demektir. Sevilmek için sıradan biri olmak gerek."
"İnsanın birini etkilemesi demek ona kendi ruhunu vermesi demektir."
"Şeytandan kurtulmanın tek yolu şeytana uymaktır. Karşı gelindi mi ruh kendi kendine yasakladığı şeyin özlemiyle hasta düşer; kendi ürkünç yasalarının korkunçlaştırdığı ve yasallıktan çıkardığı şeye karşı duyduğu arzuyla marazileşir."
"Güzellik de bir tür dehadır, hatta dehadan daha yücedir çünkü açıklama gerektirmez."



Yorumlar
Yorum Gönder